8) Dünya ile alkışlar içinde vedalaşmanın hiç de zor olmadığını öğrendim
Nisan ayında eniştemi kaybettik. Hayat enerjim biricik kardeşim canım kuzenimin babası, İsmail Tunçelli. Ölümün nasıl bir tecrübe olduğunu bilemiyorum ama kaybedilen kişinin arkasından yaşanan o davetsiz duyguyu tanıyorum. Ne kadar kendinizi alıştırmış da olsanız, ölümün her türlüsü ani ve davetsizdir, geride kalan için. Albert Camus "insanın her gün yaptığı en önemli şey, o gün intihar etmemiş olmasıdır" der, dünyanın ne kadar yaşanası bir yer olduğunu sorgulayarak. Dünya yaşanası bir yer diyorum, herşeye rağmen. Ben eniştemin cenaze töreninde "o kişiye" hayatının bir noktasında şahit olmuş olan insanların kalabalığını gördüm. O'nu tanımış, O'nu dinlemiş, O'na dokunmuş, hayran kalmış, kızmış, O'ndan öğrenmiş, O'na öğretmiş, O'na gülmüş, O'na tebessüm olmuş, O'nunla yalnızlığını paylaşmış, O'nunla dertleşmiş, hiç bir maddi çıkar olmaksızın dünyanın maneviyatını O'nunla paylaşmış insanlar kalabalığı gördüm. Herkesin omzu dik, herkes gururlu.. Alkışlar içinde.. Şunu öğrendim: Bu dünya da bırakabileceğin bir iz yok, yaşarken yaşattığın O anlar dışında.. Ve ne zaman çıkıp geleceğini bilemediğimiz o sonu yaşayacaksak her birimiz, geriye sadece o anları güzelleştirmek kalıyor, iyilik içinde...







