
Uzun burunlu
ayakkabılar giyerek erkekliğinin şaşasını ima etme eğilimli onca erkek de;
aldıkları buketlerdeki çiçek sayısı arttıkça aynı şaşayı yarattıklarını
düşünürler. Kendi başına bu noktaya gelmez olay tabi. Aslında isteyeceklerinin
ardı arkası kesilmeyecek kadının, buz dağının görünen kısmındaki ufak bir
isteğidir çiçek. 'Bir tanecik çiçek alıp gelsin bir kere de, başka bir isteğim
yok ki' diyen kadının erkek için hazırladığı 'to do' listesinde yazan 1548
maddenin sadece birincisidir çiçek.
Kadın ilerleyen
safhada 'özel günlerde herkes çiçek almayı akıl eder' diyerek evrimini
tamamlayacak, fakat maymunun traş edilmiş hali olduğunu düşündüğü sevdiceği
hala 'sıradan bir günde' elinde bir çiçekle kapıya gelmemiş olacaktır. O kadar
önemlidir ki; evlendiği anda elinde çiçekler vardır kadının, azmin zaferin
işaretidir.

Sonra bir de ölür
o çiçekler evin içinde. Çok kötü kokar ölünce de. Kurutsan toz yapar, sağa sola
saçılır. Feng Shui der ki kurumuş çiçekler evde tutulmaz. 50 tane çiçeği
koyarlar bukete, önünü göremeden yürümeye çalışırsın taşımak için. Bu arada
bütün mahalleye afişe olursun o da ayrı konu. Adam kılını kıpırdatmamış bir
telefonla sipariş vermiştir ama senin çektiğin zahmet hep daha fazladır.
Erkeklerin sürekli gittikleri
çiçekçiler oluyor mesela, dikkat et adam seni hiç sokmuyor içeri. Sadece sana
gidiyor o çiçekler sanıyorsun ya bir de. 'Abi geçen günkü isyantusları beğendi
mi ablam' derse çiçekçi, oradaki isyanı kim olsa bastıramaz.
PS. Gene de ben
papatyaları ve sarı laleleri seviyorum. Kurutmam da gözüm gibi bakarım onlara.
Bir de mor menekşeleri, o da Nilüfer'den dolayı.. Bir mahsun mor menekşe
ağlıyor mu ne?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder