10 Kasım 2010 Çarşamba

İnsanlarla hayvanları ayıran özelliğin düşünmek olduğu palavrası



Ben bir hayvansever olarak hayvanlarla insanları ayıran özelliğin düşünmek olduğunu düşünmüyorum.

İnsanla hayvan arasındaki fark düşünmek değil 'düşündüğünü belli etmemek' olabilir. İnsan ırkına ait olan bu özellik hayvanlar tarafından asla becerilemez.

Köpeğiniz siz eve girdiğinizde tabiri mecaz olmadan it gibi sevinir ve fakat bu sevinci saklamak için 'bugün de koşmuyorum lan üstüne' diye içsel bir tavır içine girmez. Eğer üstünüze koşmuyor ya da sevinç gösterisini suareye saklıyorsa illa ki bir sebebi vardır; gerçekleştirmediği davranış gerçekleştirilmemeyi hakketmiştir gözünde.

Aslında canı son derece sıkkın, bunalmış, su kabında olması gereken ancak bulunmayan su nedeniyle mutsuz kediniz, sahte bir gülümsemeyle yanınızda oturup, siz sorunca da 'bişii yok, ben iyiyim' demez.

Bunu insanlar yapar. Düşüncelerini olduğu gibi aktarmamak insana özgü bir tavırdır. Aslen insan bu beceriye sahiptir ve bunu sürekli kullanmak ister.

Bence hayvanlar düşünür, en azından düşünmeyi öğrenir, koşullanır falan bir şey olur. İnsanlar da aynı şeyi yapar zaten. Hatta genelde düşünmeyip koşullanır daha çok. Bu bir fark sayılmaz.

İnsanevladı, evladı olduğu insandan öğrendiği şekilde sürekli düşüncesini saklar. Severken sevmez gibi davranır, nefret ettiğine güler, güldüğünün arkasından konuşur. Canı bok gibi de sıkılmış olmasına rağmen 'iyiyim ya bişiiim yok' kalıbında, 15 dakika kısık ateşte pişer sürekli.

Annesi, üzülmesin diye çocuğuna söylenmez içine atar, içeri atılan söylenmeler havasızlıktan kokar orada daha büyür, üzüntü olarak burun deliklerinden çıkar. Bu arada üstünden zaman geçmiş ve çocuğun atıştırdığı halt düzelmiştir ve fakat burun deliklerinden çıkan üzüntü zamansız şekilde ortalığı kokutur. Çocuk anlayamaz durumu; sonuçta o anda yediği bir halt yoktur. Anlaşılamadan hayat geçer. 

Sevgilisinden göremediği ilgiyi kendisiyle konuşmak yerine 'bişiii yok' muş gibi davranan sevgililer için de durum benzeşir.

İnsanlar bunu çok iyi yapar.

Hayvanlarla burada ayrılırlar işte. 

22 Ekim 2010 Cuma

komiks

Komik veya etkileyici şeylerin her zaman parayla satılmıyor olması avundurucu mudur bilmem ama yüzümüzü güldürecek bir çok bilgiye kolayca erişebiliyor olmamız mükemmel. Aslına bakarsanız camdan dışarı başımızı uzatmamız bile yeterli bunun için. Başkaları paylaşmış ben beğendim, ben paylaşıyım siz beğenin..

Şimdilik şu linkten Diesel'in son reklam fotoğraflarını inceleyebilir ve etkilenebilirsiniz, bir de bu linkten başınızı uzatap yaratıcı bir İstatistik dersine misafir olup gülebilirsiniz.


Bu fotoğrafta da başını penceren uzatmış bir adama şahit oluyoruz; bazen de, mecazlara gerçek anlamlar yüklenir:)

21 Ekim 2010 Perşembe

Siz hiç cinayet masasından arandınız mı?


Ben arandım. Filmlerdekinden daha inandırıcı oluyor yemin ederim. Bu sefer izlemiyorsun filmi baya karaktersin içinde, her an yardımcı oyuncu ödülü alabilecek mükemmellikte tırsabiliyosun durumdan. Tok sesli, hızlı konuşan, ne dediğinden emin, işin şaka boyutunu aklının ucuna getiremeyeceğin resmi gazete ciddiyetindeki abiden şunu duyuyorsun: "bilmem ne cinayeti için aramıştım sayın bayan, bize bu konu hakkında anlatabileceğiniz kaç bilmem ne bulunmakta?".

Böyle durumda aklından geçen ilk cümle "dün gece ne yaptım ben?" oluyor. Kendinden eminsen de en şüpeli arkadaşından sıfatına yakışır bir şüphe duyuyorsun "gene ne yaptı ulan" diye geçiriyor bu sefer  aklından. 


Telefondaki tok sesli, hızlı konuşan, ne dediğinden emin abi olayı açıklayana kadar geçen zaman ne kadar kısa sürerse o kadar şanslısın; şayet o süre 2 saniyeden daha uzun sürdüğü takdirde tüm bilinçaltı hesaplaşmaların bir adisyona yazılmış halde eline tutturulmuş gibi oluyorsun. 

- Kimseyi öldürmüş olmak kimsenin atar damarını kesmiş olmak anlamına gelmiyor illa ki. Burada adı geçmeyen 'kimsenin' canına kıymanın türlü türlü yolu var. Şimdiye kadar kaç defa "bitirdin beni, öldüm senin yüzünden, nefes alamıyorum" cümlelerini duydun tek tek aklına geliyor. O anda da telefondaki abiye çıkışıp "onun ölesi varmış bu işe beni karıştırmayın" diyemiyorsun işte. -

Sanki bu tarz sahneler sadece başka insanların yaşamları için formatlanmış gibi afallıyorsun ki o sırada telefondaki abi ikinci şifreyi veriyor: "kriminal değil mi orası?" 

Ebenin doğumhanesi burası. "Allah iyiliğini versin be abicim, ben de sandıydım ki, hohoho İsmet abi sen ne alem adamsın lan" yavşaklığına bürünebiliyorsun bir anda. Her gerilmenin arkasından bu gevşeme normaldir en nihayetinde. 

Bu bir şey sayılmaz. Bir kaç defa da "parmak izi tespit kursuna kayıt" için, "bomba ihbar birimi" için vs. arandıktan sonra, artık onlardan biri gibi hissedip "abi be bugünlerde pek kebapsınız, yok mu cinayet minayet" samimiyetine giriyorsunuz. O telefondaki ses ise her zaman tok, hızlı konuşan, ne dediğinden emin... Yaşasın yanlış numaralar.

Yine de bir daha da kimse "senin için ölürüm" demesin bu işin şakası yok.

PS. Bir kere de bunun yanlış numara olmayanı başıma geldi, onu da ayrıca anlatacağım.

15 Ekim 2010 Cuma

bir takım takmatakım


Bir takım ilişkiler, bir takım sebeplerle bitebilir. En kötüsü de ilişkinin bir takım şeklinde bitmesi olabilir. Birinin yeni takım arkadaşı için eski takım arkadaşını terk etmesi ilişkiyi bitiren sık karşılaştığımız bir takım sebeplerdendir. Bu nedenle de iyi takım olmayı bilmek gerekir.

İyi takım olmak, ben için değil biz için olmaktır. Farklı roller ama ortak bir sahne vardır. Önemli olan da sahne aşkıdır.

Öbür türlü sen kendini seversin ben kendimi, Seni sevmekle yormazsın beni ve ben senin beni sevmeni, zaten takım taklavatla dolu yaşamdaki takmatakım sebeplerden biri haline getirmem.

12 Ekim 2010 Salı

Ferhan'lı Şensoy'lu geceler


Ferhanlı Şensoylu bir gece almaya gittim, kalmadı dediler, kapıda direndim, sadece 15 dakika sürsede kendim için büyük insanlık için küçük bir açlık grevinde bulundum, koltuk değnekli amcayı yanlış kapıdan girdi diye geri yürüten güvenlik görevlisine küfrettim, tiyatroya gelen insanlar özellikle mi özenli giyinir yoksa özenli giyinen insalar mı tiyatroya gelir diye merak ettim, insanları süzdüm, acıkan karnıma rağmen gişedeki bayanın yanından bir saniye bile ayrılmayı düşünmedim, o anda verdiğim savaş ömür boyu gururla taşıyacağım bir imzaya değebilirdi ki o sırada organizatör geldi ne bekliyorsunuz bayan dedi, sıhhıye dolmuşu dedim, ferhangi şeylere alışıktır diye düşünmüşken o bana gülümsemedi bile, beklmeye devam ettim, az sonra gişedeki bayanın kuzeni yalanı altında aşağıya indim, en arkada bir sandalyeye kuruldum, Ferhanlı Şensoylu gece başlamıştı, hayranlıktan çoğu yerde gülemedim bile, O'nu sahnede izlerken gülünecek yerde ayağa kalkıp selam durma isteğimle, topluluk içinde olduğum gerçeği çakışa çakışa oyunu izledim, ilk arada gişedeki bayana bana yaptığı kıyaktan dolayı çay ısmarlamak istedim, içimdeki rüşvetçi milliyetçi duygulardan utandım, açlık grevimi elma çayıyla sona erdirdim, ikinci yarıda selam durma isteğim yerini duygusal anlara bıraktı, Ferhan ve Şensoyun incelmiş sesi ve yavaşlamış konuşmasına kayıtsız kalamayan kalbimin O'nu kaybedersek ne kadar çok üzüleceğini düşündüm, yanına gidip "daha çok film çek daha çok kitap yaz öleceksen öyle öl" diye bağırmak istedim, moralini bozarım diye yapmadım, oyun bitti ayağa kalktım çılgınca alkışladım, imza sırasına girdim, herkesin elindeki -o sırada alıp imzalattığı- kitaplara bakıp gururla çantamdan çıkardığım eski bir kitabını imzalattım, elimde Kahraman Bakkal'ı görünce dönüp gözlerime bakışına daldım, mavi gözler 3 saniyede aklıma kazındı, ben teşekkür ettim O teşekkür etti, 5 kuruş da para vermeden ne kadar büyük bir şey kazandım.

kelimelerden hikayeler 2

Yeni bir oyuna başladım.. Arkadaşlarımdan akıllarına gelen ilk kelimeleri yazmalarını istiyorum. Sonra o kelimelerden bir yazı pişiriyorum. 

Bu ikincisiydi. İlkini burası için biraz sakıncalı buldum.


DÜNYA'YI KURTARMA PLANIM

Baştan başa yaşamımın tüm güzellikleri ufacık ayrıntılarda gizli. Milletin şeytanı prada giyer benimki ayrıntıda saklı. Dünyayı tek başıma kurtarma hayallerim var, sakın gülmeyin. Cüneyt Arkın'dan sonra bu bayrağı taşıyacak biri varsa o da ben olabilirim. İnsanların birbirini öldürmediği, eşşeklerin paraşüte bağlanıp uçurulmadığı, fabrika atıklarının en baba Amerikan filmlerine taş çıkartırcasına yeryüzünün içine etmediği bir Dünya düşünün. İşte o Dünya'nın kahramanı olabilirim ben ya da delisi farketmez.
Alışveriş sırasında naylon poşet kullanmadığım için, mesai saatlerinde gerekmedikçe ışıkları yakmadığım için haute couture bir HUNİ ile ödüllendirileceğim, olsun. Sırf hayvanlara olan özverisi ve sevgisi için bir DÜŞMANımı bağrıma basabilirim. Lanet olsun içimdeki Panter Emel'e.

Bir gariplik var bende, benden içeri. Her türlü dalavereye elverişli bu topraklarda GDOsuz bir yaşam sürmeye çalışıyorum. Oysa evren öyle değil. Geçtim HeMan olmayı, Dünya kendisine bir küçük Calimero kadar katkısı olmayan insanlarla dolu. Tek AMAÇ var: Tüketelim. Kalmasın hiçbir şey. Yiyelim bitsin.

İnsanın doğası bu duruma aykırı bir kere, bunu bileceksin. Midene soktuğun her şey orada kalacak sanıyorsun ama sende biliyorsun öyle değil. Yine çıkıp toprağa karışıyor içindekiler. Tek başına tüketemiyorsun, gücün yetmez. Yukarıdan aldığını aşağıdan bırakıyorsun. Bunu HAK sanıyorsun üstelik,  ama 'parasını verdim, benim oldu' dediğin her şey anandan emdiğin ak süt gibi foseptiğe karışıyor. Bırakacaksın peşini o zaman, daha az harca, daha az tüket. İlla bir şeyler alacaksa bu bünye, güzel bir reçete var elimde. Biraz bilgi, biraz sanat, biraz müzik, bir iki KAFA muhabbet. Bunları bünye alır, hiç bir hazımsızlığa sebep olmadan öğütür.  Mis gibi arınırsın şehrin kirinden pasından.

Aşkları da böyle tüketmeye çalışıyorlar. "Basa basa paraları Leyla'ya", vitrin aşkları yarattılar. "Bir daha mı gelecez dünyaya" bilmem ama gelirsen görücen ebeninki....  Savuralım, gelsin seni seviyorumlar gitsin nefret ediyorumlar. Aynı ayakkabıdan üç tane almayı fazlalık görmeyen bir nesil, üç sevgiliyi neden fazlalık görsün ki.. Savurun anasını satıyim. Sonrada ağlamayın biten aşkların arkasından. GİZEMli bir tarafı yok işte. Bağıra bağıra söylediğin o şarkıyı hatırla: "bu gece gel yarın istersen yine git, hatta unut sen dün gece nerdeydin kimle seviştin". Gani gani için rahat olsun, gitti ama gelecek, kimle seviştiyse sevişsin. İki aşk arası biraz UYKU yeter..

Yani, harcasanda yesende içsende bitmiyor Dünya. Biten senin üç günlük ömrün neticede. Kendini yormana ne gerek var, senin yaşadığın da hayat Safranbolu'daki Hatceninki de. KİM daha mutlu peki? "Ben" diyebilir misin..

SUSKUN kalamıyorum, zırvalıyorum ya; Dünya'yı kurtarma planım da bu benim.. 


tugce: hak
volkan: kafa
Burak: kim
Ozlem: gizem
Berfin: safranbolu
Ozgur: dusman
Ozgun: huni
Atiye: uyku
Elif: amac
Adem: suskun

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Sağlıklı insan yalnızlıktan korkmaz

Aşık değilim, olmayabilirim

'Doktor Bey bu koltukta rahatım oraya uzanmama gerek yok. Bacaklarımı açarak oturmuş olmamı yadırgadınız mı, bu şekilde rahat ediyorum, hayır bunun sıcakla falan alakası yok, size bir şey ima etmeye de çalışmıyorum. Hiç tipim değilsiniz. Tipim olsanız da ben sizin tipiniz miyim zaten? Siz mi bana bir şey ima etmeye çalışıyorsunuz yoksa. Sürekli gözlerimin içine bakmaya çabalıyorsunuz, ne yaptığınızın farkındayım, göz iletişimi kuramıyorsam 5mg, aynı zamanda tırnaklarımı da yiyorsam 10mg. Tırnaklarımı yediğimi düşünmüyorsunuz umarım, sadece bu sabah bahçedeki bazı çiçeklerin yerlerini değiştirirken tırnaklarım biraz zedelendi. Çiçeklerden bir şey istemiyorum, fikirlerini de almadım. Benim çiçeklerim ayrıca onlar istediğim yere dikerim onları. Ben istediğim yere gidemiyorsam, çiçeklerim benim istediğim yere giderler. Hayır bir yere gitmek istemiyorum aslında, sadece biraz değişikliğe ihtiyacım var, ayrıca bu koltukta oturmak benim için hiç değişiklik sayılmaz. Daha önce de çok doktora gittim Doktor Bey. Tek farkınız masanızın üzerindeki sevimsiz Beta balığı. Sizin o fanusun içinde olduğunuzu hayal ediyorum da, kocaman gözleriniz o kalın camın arkasından daha da büyük gözükecek ve benimle o şekilde göz teması kurmaya çalışacaktınız. Ben de kocaman kahverengi gözlerinize bakmayacaktım ve 5mg ilacı elime tutuşturacaktınız. Hayal gücüm gelişmiş falan değil, gelişmiş olan sizin kulak kıllarınız onları burdan bile görüyorum ve bu beni çok rahatsız ediyor. Zatep tipim olmadığınızı söylemiştim. Hayır bu aralar tipim olduğunu düşündüğüm kimse yok, ve evet tipim olmadığını düşündüğüm çok kişi var. Bence bu konuda çok şanslıyım, çünkü bu ara kendimi birisiyle elele hayal edemiyorum, sabahları güne mutlu başlamak için illa ki telefonumda geceden atılıp bayatlamış bir günaydın mesajı olması gerekmiyor. Bu konuda yaram varmış gibi düşünerek fırlattığınız o sinsi gülüşü yakaladım ama umrumda bile değil ne düşündüğünüz. Birisiyle sokaklarda elele yürümek istemiyorum, zaten havalar yeterince sıcak, kendimden başka birinin terine daha tahammül edemem. Eğer part time bir ilişki yaşamam mümkünse lütfen akşam vardiyasına alsınlar beni. Gün içinde sürekli telefonla konuşmak, ilişki formalitesi olsun diye, daha 3 gün önce umrunda olmadığım bir adamın acayip sorularına maruz kalmak da istemiyorum. Korkmuyorum tabi ki de, bu bakışınızı hiç sevmedim. Kaç yaşına geldim, sevginin nasıl bir şey olduğunu biliyorum, ne şekilde bir ilişkinin erkeği de benim mutlu edeceğini biliyorum, aşkı 3 yıldan daha fazla yaşatabilmenin yollarını da, ve tabiki bunu ne zaman yaşamak istediğimi de. Belki birisini beğeniyorumdur ama birisini beğeniyor veya hoşlanıyor olmam illa ki kendimi onun karısı olarak hayal edeceğim anlamına gelmiyor, ya da kendimi onun kollarına atmak için binbir takla atmam gerekmiyor. Ne oldu Doktor Bey, bu yorum sizi biraz terletti sanırım. Fanusa girip biraz serinlemek istemez misiniz? Ama bu sizi korkutabilir, siz Beta balıkları gibi tek başına hayatta kalamazsınız.'

edit: doktor aslında hiç yoktur, kahramanımız kendi kendine konuşmaktadır ve kelimeler başka kelimelere çağrışım yaptığı için sonunda asıl fikrine ulaşmaktadır.

19 Ağustos 2010 Perşembe

ÇiÇek



Kadınların çiçeğe benzediği söylenir. Çiçek estetik bir canlıdır, göze güzel gözükür, güzel kokusu olanı vardır olmayanı vardır. Kadına çiçek alınır çünkü 'sen de en az bu çiçek kadar güzelsin' imasında bulunarak kadının ruhu okşanmak istenir. Kendini dünyadaki en hassas ve güzel canlı ile özel hissetmek ister kadın da. Ona sahip olarak tabii. 

Uzun burunlu ayakkabılar giyerek erkekliğinin şaşasını ima etme eğilimli onca erkek de; aldıkları buketlerdeki çiçek sayısı arttıkça aynı şaşayı yarattıklarını düşünürler. Kendi başına bu noktaya gelmez olay tabi. Aslında isteyeceklerinin ardı arkası kesilmeyecek kadının, buz dağının görünen kısmındaki ufak bir isteğidir çiçek. 'Bir tanecik çiçek alıp gelsin bir kere de, başka bir isteğim yok ki' diyen kadının erkek için hazırladığı 'to do' listesinde yazan 1548 maddenin sadece birincisidir çiçek.
Kadın ilerleyen safhada 'özel günlerde herkes çiçek almayı akıl eder' diyerek evrimini tamamlayacak, fakat maymunun traş edilmiş hali olduğunu düşündüğü sevdiceği hala 'sıradan bir günde' elinde bir çiçekle kapıya gelmemiş olacaktır. O kadar önemlidir ki; evlendiği anda elinde çiçekler vardır kadının, azmin zaferin işaretidir.
Bir erkek için hayatının paradoksudur çiçek. Almadığında hiç almamış, bir kere aldığında anca düşünmüş, iki kere aldığında herhangi bir günde almamış, 100 kere aldığında başka bir şey akıl edememiş olur. Gül alsa klasik olur, Orkide alsa gösteriş yapıyordur, Papatya alsa fakir edebiyatı.

Sonra bir de ölür o çiçekler evin içinde. Çok kötü kokar ölünce de. Kurutsan toz yapar, sağa sola saçılır. Feng Shui der ki kurumuş çiçekler evde tutulmaz. 50 tane çiçeği koyarlar bukete, önünü göremeden yürümeye çalışırsın taşımak için. Bu arada bütün mahalleye afişe olursun o da ayrı konu. Adam kılını kıpırdatmamış bir telefonla sipariş vermiştir ama senin çektiğin zahmet hep daha fazladır.

Erkeklerin sürekli gittikleri çiçekçiler oluyor mesela, dikkat et adam seni hiç sokmuyor içeri. Sadece sana gidiyor o çiçekler sanıyorsun ya bir de. 'Abi geçen günkü isyantusları beğendi mi ablam' derse çiçekçi, oradaki isyanı kim olsa bastıramaz.



PS. Gene de ben papatyaları ve sarı laleleri seviyorum. Kurutmam da gözüm gibi bakarım onlara. Bir de mor menekşeleri, o da Nilüfer'den dolayı.. Bir mahsun mor menekşe ağlıyor mu ne? 

12 Ağustos 2010 Perşembe

TÜYdüm


İlham perilerim yıllık izinde, memlekete gittiler. bayrama kadar izin verdim, referandum için dönün dedim. Ama şimdi bir sıkıntı oldu, ekranın karşısında boş word belgesine mal mal bakıyorum, sanki içimde romanlar akıyor da kağıda geçiremiyorum.

İlham olsun diye adama dedim ki bana bir kelime söyle, aklına ilk gelen olsun.. durdu durdu "tüy" dedi..

O ne beyaz o ne hassas bir kelime, yumuşacık.. Süpersin dedim işte budur. Aklımdan beyaz kuğuların, uçan martıların tüyleri falan geçiyor, tam romantiğim. Bunun üstüne giderim ben dedim, hayal ediyorum sırtının ortasından boynuna doğru hafifçe dokundurarark tüyü, doruk noktasına çıkartıyorum yazıyı.

Derken; uyuyan adamın burnuna yanlışlıkla değdirdim tüyü, salyalarını fışkırtarak hapşurdu yüzüme. İşin aslı ortaya çıktı.. Adam tüydü.

Bir erkeğin ağzından tüy kelimesini duyar duymaz kendini Pony'lerin sihirli dünyasında sanan masal beyinli ben, hala akıllanamadım di mi.

TDK anlamına ne bakıyorsun sen, erkek zaten yaratılışında argodur. Tüymek de onun en sevdiği oyunudur. Aşık oldum diyip ilk günden tüyenini bile görülmüştür. Yok ben burdayım kapı gibi yanındayım, bıraksanda peşindeyim diyen adam bile 3 vakte fena tüyecek demektir.

Sorumluluklardan, konuşmalardan, iş bölümlerinden, başlangıçlardan sonlardan.. Hep tüyerler..

Terketmek ya da bırakmak değildir tüymek. Aha şimdi buradaydı şaşkınlığı yaratır.  Road Runner gibi arkasında bir toz bulutu bırakarak yok olmaktır. Dalga geçiyor  sanırsın, gözüne kaçan tozlardan ne olduğunu da anlayamazsın, ortalık bir durulsun ki farkedersin gerçeği.. Seninki topuk..

İstersen dünyanın en mükemmel sevgilisi ol, en güzel, en neşeli, en anlayışlı, en entellektüel.. Bu bile erkeğin tüymek için bir sebebidir.. Ben sana layık değilim der, vınn..

Oysa sen ne naif bir tüydün..

2 Ağustos 2010 Pazartesi

i'm not victoria & it's not a secret

Ağzıma biraz bal çalmak istedim, bütün gece en sevdiğim şarkıları tüm sevdiklerim için çaldım. 

Hani baktım bu saatten sonra sil baştan yapmak mümkün değil yaşamı, mümkün olsa da gerekli değil.. Katlanarak ve bazı bazı yuvarlanarak büyümüş gelmişim bu halime, artık misafir de sayılmam yerleşmişim kendime, sil baştan yerine seç başlat dedim. İçimde kalmasın dediğim, beni heyecanlandıran her şeyi imkanlarım elverdiğince kazıyacağım oturduğum kaldırımlara. İsli camlara iz bırakıp bir yağmurda gidesim yok buralardan, ben yağmur her yağdığında birbirimizi hatırlayacak anılar bırakmak istiyorum.